2 Nisan dünya Otizm Farkındalık günü... Çocuklarımızı sosyal alanlara
döndürebilemk için yaşanan mücadeleye destek olalım... Nazım 'ın annesi İrem Hn
'ın kaleminden...
Nisan… Aylardan bahar. Havada baharın
müjdecisi kokular, yavaş yavaş açan çiçekler, cıvıltıları ile hayatımıza neşe
katan kuşlar, güneşin sıcak ışığına kavuşan dünya. Nisan, ruhumuzu aydınlık
günlerde ferahlattığımız ay.
Nisan, 2008 yılından bu yana, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca çocuk ve
aileleri için çok başka bir anlam daha taşıyor: OTİZM.
2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratarak otizmden
kaynaklanan sorunlara çözümler yaratmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş
Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edildi. Her yıl,
“Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmin
sorunlarını ve çözümleri konuşuluyor, araştırmaların teşvik edilmesi ve erken
teşhisle tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Oğluşum Nazım Özgün ile otizm labirentine adım attığımız o ilk günden bugüne
8 yıl geçti. Otizmin karmaşık fırça darbeleri yüzünden, hayatımızın yol
haritasını yeniden tanımladık. Bazen düşününce sanki otizmden önce bir hayatımız
yokmuş gibi hissediyorum. Çok eskiden kendini fanusuna kapatmış ruh bebeğimin,
şimdi benimle hayatı paylaşması nasıl bir mucizedir, çok iyi
biliyorum.
Otizm,
doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nörolojik-biyolojik
tabanlı bir gelişim bozukluğu. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek
bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3
yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve
davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor.
Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul
çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız
çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri
günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil
olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi
alınıyor.
Ülkemizde sağlıklı istatistikler olmaması nedeniyle, Otizm Platformu’nun
öngördüğü verilere göre, tahmini olarak 550.000 otizmli birey ile 0-14 yaş
grubunda 150.000 civarında otizmli çocuk bulunduğu “varsayılıyor.” Otizmli
bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba
katıldığı zaman, Türkiye’de her ile yayılmış durumda otizmden etkilenen 2
milyondan fazla vatandaşımızdan bahsedebiliriz.
Otizmin kapısını açmak için ilk önemli adım, erken teşhis. Otizm, yaklaşık
bir yaş civarında ilk belirtilerini gösteriyor. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi
sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması,
göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme,
uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir. Çok yaygın
bir yanlış kanı, özellikle erkek çocukların geç konuştuğu veya anne/babası geç
konuşan çocukların da geç konuşacağı düşüncesi… Ve erken teşhis, otizmli çocuğun
gerekli eğitim ve tedavileri alarak hayata katılması için ilk önemli
adım.
Eğer
çocuğunuz;
Sizinle
ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
İsmi
söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi
davranıyorsa,
Konuşmada
yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da
sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da
özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç
gelişmemişse,
Gözleri
sık sık bir şeye takılıp kalıyorsa,
Anlamsız
gülme veya ağlama krizleri varsa,
Parmağıyla
istediği şeyi işaret ederek göstermiyorsa,
Oyuncaklara
amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi
göstermiyorsa,
Ellerini
kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar
etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri
(stereotipi) varsa,
Bir
şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli
olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna
koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi
ve davranış takıntıları varsa,
Günlük
yaşamındaki düzen ve program değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum
sağlayamıyorsa,
Kendisine
ve çevresine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,
vakit
kaybetmeden teşhis için uzmanlara başvurmak gerekiyor.
Otizmin tedavisi var mı? Otizm, beş bilinmeyenli bir denklem gibi: Nedenleri
tam olarak saptanamadığı gibi tek bir kesin tedavisi de günümüzde “henüz” mevcut
değil! Otizm, toplumsal fark, ırk, dil, din gözetmiyor, çocuk yetiştirme
biçiminizle veya sosyo-ekonomik koşullarınızla da ilgilenmiyor. Genetik
faktörlerin yanı sıra, çevresel koşulların – yanlış beslenme, çevre kirliliği,
kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, ağır metaller, aşılarda bulunan bazı
koruyucu maddeler vb.- otizmi tetiklediği düşünülüyor.
Otizmde biyolojik tedaviler ile ilgili çalışmalar devam ederken, bugün için
kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğun
bireysel özel eğitim. Doğal gelişim gösteren her çocuğun kendiliğinden öğrendiği
her şeyi, otizmli bir çocuğa özel eğitim yardımı ile öğretmek zorundasınız. Bu
durum bazen iğneyle kuyu kazmaya benzese bile, her otizmli çocuk kendine göre
bir öğrenme biçimine sahip. Önemli olan, kapıyı açacak doğru anahtarı
bulmak.
Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için kanıtlanmış yoğun eğitim süresi
haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saat. Oysa ülkemizde sosyal güvenlik
kapsamında “otizm özel eğitim raporlu” çocuklar için aylık 6- 12 saat olan özel
eğitim süreci, dünya genelinin oldukça gerisinde kalıyor.
Otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekiyor.
Çünkü eğitim, otizmli birey için her şeyden önce “tedavi” anlamına geliyor.
Otizmi diğer engel gruplarından ayıran en önemli fark; erken tanı ve erken
bireysel/kaynaştırma eğitimiyle otizmli çocukların sorunlarının büyük bir
kısmını aşmaları.
Oysa yaşamın gerçeği hiç de böyle söylemiyor size! Oğlum Nazım Özgün ile
okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul süreçlerinde yaşadıklarımız, ayrımcılık
hikayelerinden ibaret. Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden
kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler
tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına
rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak
istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını
hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki
toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan
ayrımcılığı yok edelim!
Otizmin oldukça karmaşık yapısı, otizmli bireyle birlikte ailesi başta olmak
üzere yakın çevresindeki herkesi hayatın tüm evrelerinde etkiliyor. Otizmli bir
çocuğun ilerlemesinde en büyük sorumluluk ailelerde, en ağır yük de annelerin
omuzunda! Otizmden etkilenen bireyin ve ailesinin her şeyden önce yalnız ve
ötelenmiş bir hayata mahkum edilmemesi için, özellikle doğal gelişim gösteren
çocuk ebeveynlerinin toplumsal yaşamı bizimle paylaşmayı öğrenmeleri
gerekiyor.
Oğluşum, benim uğur Böcüğüm, aldığım her nefesin anlamı, yaşam öğretmenim!
Onunla birlikte otizmle mücadele ederken, mutluluğun tek bir bakış veya tek bir
kelimeden ibaret olduğunu görme fırsatım oldu. Seslenince dönüp bakması,
ağzından tek bir kelime çıkması, ağlayıp öfke krizleri geçirmeden bir tam gün
geçirmesi, benimle gezmeye, markete, restorana, sinemaya gidebilmesi, kendini
hayatın gündelik akışında veya okul hayatı içinde idare edebildiğini görmek
için… yıllarca sabırla bekledim.
Biz
ikimiz, çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten,
kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin
dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir
uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez,
düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz,
anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz,
okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne
kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğluşumun annesi olmak
kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok!
Son 8 yılda ailemiz haline gelen otizm topluluğunun içindeki her otizmli
çocuk benim de çocuğum, otizmli anne-babalar ise yoldaşım. Onlardan sadece biri
olarak diyorum ki, gündelik hayatın içinde karşılaştığınız ağlayan bir çocuğu
yargılayıp, annesine laf etmeden önce bir an düşünün. Çocuğunuzun sınıfında
otizmli bir çocuğun da olmasının, farklılıkları yaşayarak öğrenecek kendi
çocuğunuza da faydası olacağını lütfen unutmayın.
Her yıl Nisan ayı, Türkiye’de otizm adına yeni umutlar, yeni adımlar demek…
Eğer siz de “Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak
gerek!” diyorsanız, otizmli çocukların ve anne-babalarının seslerine kulak
verin, sesimize ses katın, otizmin bilinirliği ve sorunların çözümü için gönüllü
destek verin ki, çocuklarımız hep beraber büyüsün.
Çünkü
her çocuk farklılıkları ile yaşamda yer almayı hak eder!
Nisan
Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam
olsun!
M.
İrem Afşin
Nazım
Özgün’ün Annesi
Gönüllü
Otizm Aktivisti
iremafsin@gmail.com
www.twitter.com/iremafsin
www.facebook.com/afsinirem
www.hthayat.com/yazarlar/m-irem-afsin
OTİZMİ
FARK ET, YAŞAMI PAYLAŞ! Kampanyası:
Otizmi
fark et, fark ettir! Farkında olman yetmez, yaşamı paylaş! Yaşamı paylaşmak,
sorunları paylaşmaktır. Ayrımcılık yapma, otizmliye engel yaratma!
#otizmifarketyasamipaylas http://youtu.be/O-xTwfFbGoo
2 Nisan 2013 Salı
29 Mart 2013 Cuma
Emeklilikte yaşa takılanlar ile ilgili güzel bir haber
Bu haber çok güzel bence helede bu ekteki bu mağduriyeti anlayan yazı çok haklı çok doğru duygu ve düşünceleri anlatan bir yazı.Bir anne dile dökmüş.İnşallah yasa bir an önce çıkar isteyenler emekliliğine kavuşur.Zamanı gelince bizleri tüm çalışan anneleri de ilgilendirecek inşallah güzel çözümler bulunur.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı , 1999 yılından önce işe
başlayanlardan prim gün sayısını doldurmasına rağmen kanunda öngörülen yaşı
doldurmadığı için emekli olamayanlara yönelik çalışma başlattı. Buna göre yaş
beklemeden biraz düşük maaşla emeklilik mümkün olacak.
1999 yılında çıkarılan bir yasa ile çalışanların emekli olma şartları
değiştirildi. Yasa ile 1999 yılından sonra işe girecek olanlar için, daha önce
kadınlarda 38 olan emeklilik yaşı 58'e, erkeklerde 43 olan emeklilik yaşı da
60'a çıkarıldı. Aynı yasa ile SSK'ya tabi çalışanların emekliliği için gereken gün sayısı
7000'e çıkarıldı. Bu tarihten önce işe girenler için 1976 yılına kadar geriye
dönük olarak 'Kademeli Yaş ve Gün Şartı' getirildi. 5510 sayılı yasayla 30 Nisan
2008'den itibaren işe girenler için ise 65 yaş şartı getirildi. Böylece kademeli
yaş düzenlemesi kapsamında prim gün sayısını doldurmasına rağmen yaş şartını
tamamlayamadığı için emekli olamayan milyonlarca kişi ortaya çıktı. Türkiye Gazetesi'nde yer alan habere göre 'emeklilikte yaşa
takılanlar' bir araya gelip sıkıntılarını Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik'e anlattı. Bu bilgiler ışığında bürokratlara
çalışma yapma talimatı veren Çelik, sıkıntı hakkında şöyle konuştu: “1999
yılında 10 yıl çalışıp, '10 yıl sonra ben emekli olacağım' diye bekleyen
vatandaşa diyelim ki 4 yıllık ilave bir süre geldi. Vatandaşlarımız, 'bizim prim
ve gün sayımız doldu' diyor. Vatandaşımız, 'Biz oyun oynarken kural
değişti, bizim ne günahımız var' diyor. Tabii ki bakıldığında haklı, kamu
düzenleme yapabilir mi? Yapabilir. Ne yapılabilir, dünyadaki örnekleri nedir?
Bir haksızlık var mı? Var. Kısmî emeklilik çerçevesinde değerlendirilebilir veya
uzatılan süre dikkate alınarak maaş bağlanırken ona göre maaş bağlanılabilir.
Tüm bu hesapları dikkate alarak, geleceğe dönük projeksiyonlar yaparak sistemi
tahrip etmeden bir çözüm arayışı içerisindeyiz.” Çözümün 'yaş beklemeden biraz
düşük maaşla emeklilik' şeklinde gerçekleşmesi halinde ilk etapta 500 bin
kişinin emekli olması bekleniyor
Yazılar netten alıntıdır
Beni Böyle Sev
Ben normalde haftaiçi pek dizi seyredemiyorum özellikle saat dokuzdan önce Efeyi yatırmadan hiçbişey izleyemiyorum.Hafta içi birtek Kayıp Şehir ve Umutsuz Ev kadınlarına bakıyordum.
Kayıp Şehir bitti ona üzüldüm.Umutsuz ev kadınlarıda gün değiştirdi kanal değiştirdi derken tadı kaçtı.Bu ara herkesten çok methini duyduğum Trt'de yayınlanan Beni Böyle Sev dizisini seyretmeye başladım.Ben yarıdan başlamayıo sevmediğim için ilk bölümünden bu yana netten izledim.
Size şöyle diyebilirim diziye bayıldım.Konu klasik bir konu ama oyuncuların aşkı öyle güzel ve saf -temiz anlatış biçimlerine hayran kaldım.Sıkmıyor boğmuyor,germiyor.Görüntüleriyle müzikleriyle,esprileriyle kendini izlettiriyor.Geçen pazartesi günü seyrederken eşim yüzüme baktı dizi başladığıdan beri yüzünde bir tebessüm var dedi.
Tavsiye ederim seyredin derim.Trt1de her Pazartesi.
Hiç sevmediğim Pazartesi gününü diziden dolayı iple çekiyorum
Mağaza gezerek alışveriş yapan anne kalmayacak! Mompery.com'a uğrayın, en büyük indirimi siz kapın!
Vitrin gezmek, artık demode olmaya başladı. Geçiyorsunuz internet başına ve birkaç küçük dokunuşla seçtiğiniz güzel ürünler anında kapınızda. "Avvio, Hello Kitty, Huggies, Kotex, Wonderwalls, Be Cool” gibi büyük markaların siz bayanlar için sağladığı kolaylıklar ve % 90’lara varan indirimler aklınızı başınızdan alacak. Hepsi Mompery.com’a yapacağınız giriş sayesinde kolayca elinizin altında.
Daha önce Trendyol’da deneyim kazanmış olan genç ekip, Mompery.com’u tasarlarken “Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır” düşünüşüyle yola çıkmışlar ve kendilerini annelere hizmet etmeye adamışlar. Siz ve sizin için değerli olan sevdiklerinizi mutlu edebilecek büyük indirimler sağlıyorlar.
‘Ne zaman açılıyor bu indirimler ve fırsatlar diye düşünenleriniz vardır mutlaka. Her sabah 7’de açılan indirimli butikler, 72 saatte bir de yepyeni ürünlere yenileniyor ve zenginleştiriliyor. Özellikle anne ve çocuk ağırlıklı ürünlere yer veren sitede en çok ilgiyi şu anda 5 gün daha sürecek olan Hello Kitty lisanslı ürünleri çekiyor.
İndirim fırsatı, üye olduğunuz anda size gelen 20 TL değerindeki hediye çekiyle başlıyor. İlk 100 TL alışverişte “ekstra” 20 TL indirim kuponu kazanma şansınız da var. Kısacası, hemen www.mompery.com adresine uğrayın, ilk günden 40TL hediye çeki avantajını da kaçırmayın.
Bir bumads advertorial içeriğidir.
Daha önce Trendyol’da deneyim kazanmış olan genç ekip, Mompery.com’u tasarlarken “Ancak başkaları için yaşanan bir hayat, yaşamaya değer bir hayattır” düşünüşüyle yola çıkmışlar ve kendilerini annelere hizmet etmeye adamışlar. Siz ve sizin için değerli olan sevdiklerinizi mutlu edebilecek büyük indirimler sağlıyorlar.
‘Ne zaman açılıyor bu indirimler ve fırsatlar diye düşünenleriniz vardır mutlaka. Her sabah 7’de açılan indirimli butikler, 72 saatte bir de yepyeni ürünlere yenileniyor ve zenginleştiriliyor. Özellikle anne ve çocuk ağırlıklı ürünlere yer veren sitede en çok ilgiyi şu anda 5 gün daha sürecek olan Hello Kitty lisanslı ürünleri çekiyor.
İndirim fırsatı, üye olduğunuz anda size gelen 20 TL değerindeki hediye çekiyle başlıyor. İlk 100 TL alışverişte “ekstra” 20 TL indirim kuponu kazanma şansınız da var. Kısacası, hemen www.mompery.com adresine uğrayın, ilk günden 40TL hediye çeki avantajını da kaçırmayın.
Bir bumads advertorial içeriğidir.
27 Mart 2013 Çarşamba
Küçük mucizeler dükkanı Kitabını isteyen var mı?
Geçen gün Hediye çeki kazandığıma dair hepsiburada.com'dan mail geldi.Bende siteyi incelediğimde kitap bölümünde Debbie Maccomber seti ile ilgili indirim vardı 5 kitaplık seti aldım.İlk fırsatta okumaya başlıcam.
Aslında bendede yeni aldığım Küçük mucizeler Dükkanı kitabı vardı.Bende bunu çekilişle sizlerle paylaşmak istedim.
Belki çoğunuz bu kitabı okudu ben okumadım ama blogger arkadaşlarımda tavsiyesini çok okudum.
Eğer bu Küçük Mucizeler dükkanı kitabı için bir çekiliş yapmak istiyorum
Çok şartlı şurtlu çekilişlerden ben hoşlanmıyorum
O yüzden sadece izleyicim olursanız memnun olurum olmasanızda bişey dememki:(
Tabi çekilişe katılmak için mail adresinizi yazmanız yeterli.
Facebookda,twitterda yada blogunuzda duyurmak isterseniz onada memnun olurum ama şartım değil.
Çekilişimi 10 Nisanda yapıyım diyorum.
Kargo Türkiye içi bana ait tabiki:)
Sevgiler
Kargo Türkiye içi bana ait tabiki:)
Sevgiler
26 Mart 2013 Salı
Serenad ve Dikkat Bebek Var
Cuma akşamı sesim iyice kısılmış bir şekilde işten çıktım evede gidip hemen yattım.Cumartesi Pazar dinlendim sonrada iltihap kulağımdada başladığı için işe pazarteside gelemedim.Doktora gittim.Evde Bol bol yattım dinlendim uyumadığım ve gözümün açık olduğu zamanlarda bir kitap bitirdim ve film seyrettim.Aslında dinlenmek iyi geldi ama hala kendime gelebilmiş değilim halsizim.
Serenad-Zülfü Livaneli kitabını ne zamandır okumak istiyordum.Sevil arkadaşım evine gittiğimde bana okumamı tavsiye edip verdiği kitaplardan biriydi.Kitabı çok beğendim Elime aldım iki günde bitirdim.Birçoğunuz okumuşsunuzdur bloglardanda bu kitap hakkında tavsiye çok duymuştum.Ama okumayanınız varsa mutlaka tavsiye ederim.
Birde Dikkat Bebek Var isimli filmide yine birkaç blogdan tavsiyesini duymuştum.
Filmi seyrettim eğlenceli keyif aldığım bir filmdi.
Konusu:
Doğumlara çeyrek kala yolları kesişen 5 çift aynı dönemlerde bebek beklemenin heyecanını ve sevincini yaşarken, hamilelik sürecinin sıkıntılarına beraber göğüs geriyor, en mutlu anlarına beraber şahit oluyorlar. Ve bu süreç hepsine şunu öğretiyor: sen ne kadar plan yaparsa yap, hayat en beklenmedik şeyleri önüne koyar!
Film, Heidi Murkoff’un kaleme aldığı ve dünya çapında çok satan kitaplar arasında gösterilen "Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler" adlı kitaptan Shauna Cross ve Heather Hac tarafından uyarlanmış. En son 2009'da çektiği ve Robert De Niro'nun başrolde olduğu Herkesin Keyfi Yerinde (Everybody is Fine) ile kamera arkasına geçen Kirk Jones'un yönetmen koltuğuna oturduğu bu romantik komedide Elizabeth Banks, Brooklyn Decker, Genesis Rodriguez, Jennifer Lopez, Dennis Quaid, Cameron Diaz, Anna Kendrick gibi yıldızlar bir araya geliyor.
Film, Heidi Murkoff’un kaleme aldığı ve dünya çapında çok satan kitaplar arasında gösterilen "Bebeğinizi Beklerken Sizi Neler Bekler" adlı kitaptan Shauna Cross ve Heather Hac tarafından uyarlanmış. En son 2009'da çektiği ve Robert De Niro'nun başrolde olduğu Herkesin Keyfi Yerinde (Everybody is Fine) ile kamera arkasına geçen Kirk Jones'un yönetmen koltuğuna oturduğu bu romantik komedide Elizabeth Banks, Brooklyn Decker, Genesis Rodriguez, Jennifer Lopez, Dennis Quaid, Cameron Diaz, Anna Kendrick gibi yıldızlar bir araya geliyor.
22 Mart 2013 Cuma
Baş Belası
Geçen cumartesi akşamı henüz hiçbrimiz hasta olmadan önce Zeytinburnu Kültür merkezinde Baş Belası adlı oyuna gittik.Eğlenceli bir oyunda keyif aldık.Bu cumartesi akşamıda başka bir oyuna gidicez.2 oyunun biletlerini bir ay öncesinden almıştık.Şu ara nerede oynuyor bilmiyorum ama gitme imkanınız varsa tavsiye ederim.
Konusu:
Baş Belası, hayata bir süre kahkaha molası vermek isteyen tüm tiyatro severlerin ilgi ile izleyeceği bir komedi.Rauf orta yaşlı, evli ve işkolik bir adamdır. Karısı Jülide ile yaşadıkları ufak tefek problemlerle yüzleşmek üzereyken, hayatarına bozuk arabası ile Hulusi düşer. Evet, düşmek tam da Hulusi yi tanımlayan bir eylemdir. Hayat üniversitesinde doktorasını kadınlar üzerine yapmış olan Hulusi, bir tesadüf sonucu aynı gecede hem Jülide nin hem de Rauf un yatağında yakalanmıştır. Bakalım bu karmaşadan kurtulmaya çalışan Hulusi, dolayısıyla Rauf ile Jülide çiftinin başına neler gelmiş...
21 Mart 2013 Perşembe
Yaz gelsin artık
Cumartesi gecesi Efe kulak ağrısı ile uyandı.Akabinde burun akıntısı ve öksürük tekrar basladı.Bahar ayları alerji durumumuzu dahada arttırıyor.İlaçlar ve bitkisel takviyelerle şimdilerde dahada iyi sayılır.Bugün okulu akvaryum gezisine götürecekmiş heyecanlıydı.Bu arada Efe hastayken ilk önce eşimde biraz grip belirtileri daha sonraki günde bende boğaz ağrısı ve ateş başladı.Hem efenin öksürüğü hem kendi boğaz ağrısı ve ateşlenmemden dolayı gece uyuyamadım. Dün kendimi dahada kötü hissettiğim için işten erken çıktım.Eve gittim uyudum 3 saat iyi geldi.
Bugün yine halsizlik var ama işe gelmek zorundayım.Çünkü efe hasta olduğu zamanda bazen bir gün gelmiyorum o yüzden birde gelmeme durumları bişey denmese de yöneticimiz tarafından pek hoş karşılanmıyor.Allahtan neyse ki bugün işlerim daha az gibi görünüyor(öğleden sonra çoğalmazsa)Yazın gelmesini bu hastalıklardan ve üzerimize giydiğimiz montlardan kurtulmak ve haftasonları bol bol güneşin tadını çıkarmak istiyorum.Ben sıcaktan şikayet eden birisi olmadığım için daha çok istiyorum evet ben kışı sevmiyorum.
18 Mart 2013 Pazartesi
Yepyeni çekilişler
15 Mart 2013 Cuma
İlkokulla ilgili kafamda deli sorular
Daha önce tadilat sorunu vardı cok sukur o bitti.Sünnet hazırlıkları ve Nisanda olacak sünnet operasyonu ve sonrasında ilkokul hazırlıklarına baslıyoruz.
Efe bu sene Eylülde ilkokula başlayacak.Evimize yakın bir devlet okulu var oraya başlatmak istiyoruz.Okulun başlamasına daha 5 ay var ama benim kafamda bir sürü endişe ve soru var.
Efe bu sene Eylülde ilkokula başlayacak.Evimize yakın bir devlet okulu var oraya başlatmak istiyoruz.Okulun başlamasına daha 5 ay var ama benim kafamda bir sürü endişe ve soru var.
3senedir özel bir kreşe gidiyor.Bu sene devlet okuluna gidicek kolay adapte olucakmı ?
Sabahları okul 9da başlıyormuş eşim işe 8de başlıyor ben 8 buçukta.Onu okula bizim bırakmamız çok zor görünüyor.Eğer bıraksak bile en az 1 saat okulda beklemesi gerekiyor.Evimize çok yakın olmasına rağmen servise vermemiz gerekir o bir yana servise birinin bindirmesi meseleside var.
Alt katta eşimin babaannesi var ondan rica ederiz diye düşünüyorum ama o kabul edermi?
Neticede yaşlı bir insan sabahları erken kalkmak istemeyebilir.Arada sırada hasta olduğunda destek istiyoruz ama bu sürekli olucak.
Birde Efe ona her dediğini yaptırıyor ben bugün okula gitmicem deyip biraz ağlasa oda kıyamayıp gitme diyebilirki bunu bir kaç kez yaşadık.
Hadi bu sorunları hallettik okulda 3 ten sonra etüt gibi kurs oluyormuş.Okul çıkışları 16:30da oluyormuş eşim ancak onu işten çıkıp 17:00de onu alabilicek.O yarım saatte ne yapıcak?Benim zaten imkansız ben 19:30da evde oluyorum.
Bunun dışında bir konuda okuldan çok öğretmen önemli olduğunu herkes söylüyor.Bütün öğretmenlerimiz iyi tabikide ama kötü örneklerde duyabiliyoruz.Nasıl bir öğretmeni olucak acaba?
Off off yani çokmu büyütüyorum çokmu endişe yapıyorum sizce?14 Mart 2013 Perşembe
Abiye elbise için önerlerinize talibim
26 Mayısda oğlumun sünnet düğünü olacağı için abiye bir elbise almak istiyorum.Ama bazı arkadaşlarım elbiseler aldılar ve fiyatlar baya pahalı geldi.Malum düğün masrafıda yeterince çok olduğu için elbiseyede çok fazla bir bütçe ayıramıyorum.Birkaç model var beğendiğim ama onları uygun fiyata bulabilirmiyim onu bilmiyorum.Bakmaya gittinmi hiç diye sorarsanız hiç gitmedim.Biraz daha kilo veriyimde nisanda bakmaya giderim diye düşünüyorum.Hiç bulamazsam diktirmeyi düşünüyorum ama diktirmekde baya zahmetli olabiliyor gel git provalara, birde istediğin gibi olacakmı endişesi var.Sizin önerebileceğiniz İstanbulda uygun güzel abiye modelleri olan yerler varmı?Tavsiyede bulunursanız çok memnun olurum.
Nette araştırırken beğendiğim 2 abiye elbise modeli.Birisini arkadaşım bulmuş o gönderdi.
Nette araştırırken beğendiğim 2 abiye elbise modeli.Birisini arkadaşım bulmuş o gönderdi.
13 Mart 2013 Çarşamba
Doğan Cüceloğlu'ndan Müthis Hayat Dersi
Ben Doğan Cüceloğlu'nu ve Üstün Dökmen'i çok severim.Üstün dökmen'in 3 günlük iletim ile ilgili bir eğitime katılmıştım.Doğan Cüceloğlu'nunda bir söyleşine katılmayı çok isterim.Hepimizin unuttuğu aklımıza getirmediğimiz müthiş bir hayat dersi vermiş.Ben yazı biraz uzunda olsa okuyun derim
Doğan Cüceloğlu'nun eğitimindeki katılımcılarla
bir konuşmasından:
Doğan Cüceloğlu: Arkadaşlar,
aranızda ölümcül hastalığı olan var mı?
Bir katılımcı: Allah'a şükür, hocam, bildiğimiz kadarıyla yok.
Cüceloğlu: Ne güzel! Peki, bana, istisnasız tüm insanların,
yani altı milyar insanın da başına geleceği garanti bir şey söyler misiniz?
Cevap neredeyse otomatik olarak çıkar: Ölüm!
Cüceloğlu: Gerçekten de ölüm tüm insanların başına geleceği kaçınılmaz olan tek şeydir. Doğum da tüm insanların başına kesinlikle gelmiştir, ama bundan sonra başa gelmesi kesin olan tek şey ölümdür. Başka hiçbir şey insanların tümünün başına gelmeyecektir. Peki, madem öleceğimiz garanti, bu benim ölümcül bir hastalığım olduğunu göstermez mi?
Katılımcılar burada sessizce, başlarıyla onaylamaya başlar. Öleceğim belli ise benim ölümcül bir hastalığım olduğu da açıktır...
Cüceloğlu: Peki, ne zaman öleceğimizi biliyor muyuz?
Katılımcılar: Hayır
Cüceloğlu: Bu saniye içinde olma olasılığı var mı?
Bir katılımcı: Var.
Cüceloğlu: Yarın?
Bir katılımcı: Evet.
Cüceloğlu: 30 yıl sonra?
Bir katılımcı: Olabilir.
Cüceloğlu: Peki bunlardan hangisinin sizin başınıza geleceğini biliyor musunuz? Mesela bu akşam eve sağ salim varacağınızı nereden biliyorsunuz?
Sınıf sessizce dinlemeye devam eder. Çünkü genellikle yaşama böyle bakmamışlardır.
Cüceloğlu: Peki bir de tersini düşünelim, bu akşam eve döndüğünüzde, bu sabah evden çıkarken sağ salim bıraktıklarınızı sağ bulma garantiniz nedir? Var mıdır böyle bir garanti?
Bir katılımcı: Yoktur Hocam.
Cüceloğlu: Peki nereden biliyoruz az sonra telefonun çalmayacağını ve evdekilerden birinin az önce öldüğünün bize söylenmeyeceğini?
Katılımcılar burada rahatsız olmaya başlar.
Bir katılımcı: Hocam konuyu değiştirsek?
Cüceloğlu: Ama en yalın ve açık gerçek üzerine konuşuyoruz, biraz daha devam edelim bence. Peki, acaba bunu dün gece bilseydiniz, yani evde akşam birlikte olduğunuz kişilerden birinin yarın ölüm günü olduğunu bilseydiniz, o zamanı aynı dün gece olduğu biçimde mi geçirirdiniz? Yoksa farklı şeyler mi yapardınız?
Bir katılımcı: Kesinlikle çok farklı geçerdi Hocam.
Cüceloğlu: Şimdi sizden rica ediyorum, lütfen bir an arkanıza yaslanın, gözlerinizi kapatın ve bu sabah evden çıkarken evde bıraktıklarınızdan birinin gerçekten öleceğini düşünün, dün akşamınızı nasıl geçirirdiniz? Aynı iletişim mi olurdu? Onunla aynı konuları mı konuşurdunuz? Aynı konular, tartışma ya da gerginlik yaratır mıydı? Yoksa önemsiz hale mi gelirdi? Bu sabah evden çıkarken, bu son görüşünüzde ona ne derdiniz? Onun boynuna sarılmakta tereddüt eder miydiniz? Çok sıkı sarılmaya mı, aynaya mı vakit ayırırdınız? Ona, yüreğinizin derininden gelen bir "Seni gerçekten çok seviyorum" demeye ne gerek var diye düşünür müydünüz? Onun ölecek olması sizin ona duyduğunuz sevgiyi yoğunlaştırmaz mıydı?
Burada bazı katılımcılar ağlıyordur. Belli ki dün akşam yaptıklarından bir kısmının ne kadar anlamsız olduğunu şimdi fark etmişlerdir.
Cüceloğlu: Şimdi gözlerinizi açabilirsiniz, acaba kaç tartışmamızı bu kadar gereksiz biçimlerde yapıyoruz, kaçı gerçekten yaşamda karşımızdakinin varlığından daha önemli, hangilerinde "Şimdi kalbini kırdım, ama zaman içinde ben ondan özür dilemesini bilirim" diye kendi kabuğumuza çekilip tartışmaları donduruyoruz. Yarattığımız kırgınlıkları tamir etme olanağımız gerçekten var mı?
BUNA ZAMANIMIZ GERÇEKTEN KALDI MI?
12 Mart 2013 Salı
Bol gezmeli haftasonundan
Cumartesi günü kardeşim ve eşi İzmir'den diğer kardeşimde Ankara'dan bizleri ziyarete geldiler.
2 Aydır gelmiyorlardı.İzmirde olan kardeşim orada İnşaat Mühendisliği yaptığı için 1 senedir orada yaşıyorlar 1 sene daha orada kalıcaklar.Ondan sonra nereye gidecekleride maalesef belli değil.Ankarada olan kardeşimde Bilkent Endüstri Mühendisliğinde son sınıfta okuyor.Her birimiz bir büyükşehirde yaşıyoruz.Sık sık görüşemiyoruz birbirimizi özlüyoruz.Bir tek ben annem ve babama yakın oturuyorum.İyikide yakın oturuyorum tek kız çocukları olarak benim yakınlarında olmam onlarıda mutlu ediyor.Fakat Efenin okulundan dolayı ancak cumartesi akşamları görüşebiliyoruz.Bu cumartesi hep beraber annemlerdeydik.Geldikleri gün evimizi yeniledik diye masanın üzerine güzel dekoratif bir ayna aldılar.Bende banyo ve tuvalete halı ve ayrıca servis sehpası aldım.
2 Aydır gelmiyorlardı.İzmirde olan kardeşim orada İnşaat Mühendisliği yaptığı için 1 senedir orada yaşıyorlar 1 sene daha orada kalıcaklar.Ondan sonra nereye gidecekleride maalesef belli değil.Ankarada olan kardeşimde Bilkent Endüstri Mühendisliğinde son sınıfta okuyor.Her birimiz bir büyükşehirde yaşıyoruz.Sık sık görüşemiyoruz birbirimizi özlüyoruz.Bir tek ben annem ve babama yakın oturuyorum.İyikide yakın oturuyorum tek kız çocukları olarak benim yakınlarında olmam onlarıda mutlu ediyor.Fakat Efenin okulundan dolayı ancak cumartesi akşamları görüşebiliyoruz.Bu cumartesi hep beraber annemlerdeydik.Geldikleri gün evimizi yeniledik diye masanın üzerine güzel dekoratif bir ayna aldılar.Bende banyo ve tuvalete halı ve ayrıca servis sehpası aldım.
Onlarıda ayrıca paylaşıcam sizlerdende birkaç tavsiye alıcam.
Pazar günü kahvaltıya çağırdım.Güzel hep beraber kahvaltı yaptık kahvelerimizi içtikten sonra havada güzel hadi hep beraber gezmeye çıkalım dedim.
Florya sosyal tesislerini kalabalıklığından dolayı pazar günleri pek tercih etmesemde onlar için gittik.Tabiki koca tesiste otoparkta yer bulamayacak kadar kalabalıktı.Birşeyler içmek için oturucak yer bile zor bulduk biraz sahilde yürüdük biraz efenin gönlü olsun diye lunaparka gittik.
Sonrasında orada fazla kalmadık Miniaturk'u daha önce görüp görmediklerini sorduk görmemislerdi oraya gittik.Orasıda baya kalabalıktı.Ama neyse gezdik onlar içinde bizim içinde güzel bir geziydi.Ama baya yorulduk.
Efede ilk defa buraya gidiyordu hoşuna gitti.
Akşam annecim ne güzel bir gün geçirdik ama dimi diyordu.
Gezimizden resimler;
7 Mart 2013 Perşembe
Öglenleri Yürüyüş yolum
Hafta içi her gün Galata köprüsünde Öğlenleri yemekten sonra en az 30 dakika bazen 40-45 dakika yürümeye çalışıyorum.Bazende ters yöne Kabataşa doğru yürüyorum.Çünkü bir spor salonuna gitme imkanım maalesef yok.Akşam oğlum 9-9 buçuk arası yatıyor bende akşam 7buçukta evde oluyorum eğer sporada gitsem onu çok az göreceğim yada sadece sabahları görüşebileceğiz.Aslında 1 saat yürümem gerekiyor.Ama yemekhanede yemeğini al ye derken yarım saat geçiyor.Gerçi öğlenleri yediğim pekde birşey yok zaten diyet yemeği neyse onu alıp yiyorum.Ama hava kötü değilse bu yolda deniz kokusu ala ala kulağımda müzik ile yürüyüş çok iyi geliyor.Kötüyse de montum atkım falan güzelce sarınıp yürüyorum.Zaten bundan sonrada havalar ısınır inşallah dahada keyifli olur.Çoğu zaman akşamlarıda 15-20 dakika otobüse kadar yürüyorum.İş yerindeki arkadaşım ne güzel hiç vazgeçmiyorsun yürüyüşlerinden diyor bende inşallah bu kararlılıkla devam ederim diyorum.Bazen öğlenleri gelince bir yorgunluk bir ağırlık çöküyor bazende aldığım güzel havadan sonra işe adapte olmakda zor oluyor:)
Bugün yürüyüş yolumda biraz resim çektim.
6 Mart 2013 Çarşamba
7 KİLO VERDİM
15 Ekimde diyetisyene gitmeye başlamıştım Fakat Aralık ayında bizim tadilat olayının araya girmesiyle diyet olayına adapte olamamıştım.Son 1 aydır özellikle yoğun bir şekilde diyetime adapteyim.
Diyetisyene başladığımdan beri 7 kilo vermiş bulunmaktayım.Süre olarak çok gibi olsada 4 kilosunu son 1 ayda verdiğimi söyleyebilirim.Özellikle 2 haftadır öğlen yemekten sonra en az yarım saat yürüyüşlerimi yapıyorum akşam eve gidince mekik çekiyorum.Mutlaka suyumu en az 2 lt içiyorum.
Listeme uyuyorum yediğimi içtiğimi hep yazıyorum
Fakat daha çoook yolum var hedefime en az 10 kg var.Fazlasıda varda ilk etapta en azından on kilo daha vermem gerekiyor.İlerde şeker hastası olmamam için insilün direnci sorunumu bitirmem ve bunu bitirmem içinde kilo vermem gerekiyor.Bu yaz istediğim hamilelik planlarıma göre bu kiloda hamile kalmamam gerekiyor ve Oğluşumun sünnet düğününde istediğim gibi bir elbiseyi giymem için bu kiloya ulaşmam gerekiyor.Yani anlıyacağınız çok sebebim var.Ve en önemliside verdikten sonra almak istemiyorum.
Daha çok çalışmam lazım çoooook:)
Oğluşumla İlkokula hazırlık için aldıklarım
Efe bu sene Eylülde okula başlayacak.Anaokuluna devam ediyor okuma ve matematik olarak genel anlamda hevesli olduğunu gördüm.Okulundaki pedagoga sordum baskı yapmadan hazırlık anlamında destek olabilirsiniz dedi.Benim acaba sıkılırmı gibi bir endişem vardı ama sıkılacağını düşünmüyorum hem o hem siz daha kolaylık yaşarsınız dedi.
Bende belli bazı destek yayınları aldım birisini arkadaşım verdi.
Haftasonu Keloğlan Matematik Ülkesinde olana çalıştık çokda zevk aldı cd olduğu için bir çizgi film havasında eğlenceli bir matematik eğitimi olarak keyifliydi hiç sıkılmadı hatta 1 ünite bile yapmayacaktık ilk aşamada fakat Efe ünite 2 yi bitirdi.
Hepsi ile ilgilide hem internette yorumları okudum hemde okula sordum genel olarak insanlar çok memnunlardı.
Aldığımız Destek yayınları.
Morpa Okuma yazma öğreniyorum seti(55 kitap)
İçeriği
Okuma Yazma Öğreniyorum \'29 Kitap\'
Matematik Öğreniyorum \'15 Kitap\'
Yaşasın İlk Defterim
Kolay Okuma Dizisi \'10 Kitap\'
Morpa Kampüs
Keloğlan
Matematik Ülkesinde Cd
Keloğlan
Matematik Ülkesinde ilköğretim 1. sınıf öğrencisinin yaş grubunu göz önünde
bulundurarak MEB 1. sınıf matematik müfredatına tam uyumlu bir şekilde bilgiyi
aktarmak, interaktif (etkileşimli) animasyonlarla ilgiyi odaklamak, başarıyı
ödüllendirmek ve öğrenimi oyunlara destekleyici en sıkıcı ya da en zor konuları
bile çizgi film tadında işleyerek eğlenceli hale getirmek üzerine kurgulanmıştır
Nasreddin Hoca ile Okuma Yazma Öğreniyorum Seti
1 adet İnteraktif Eğitim CD'si
1 Adet VCD
8 Adet Okuma Kitabı
1 Adet 176 Sayfa Etkinlik Kitabı
40 adet Ses Kartı
Sözcük Avı Oyun Kartları
5 Mart 2013 Salı
NIVEA yürekleri ağza getiren bir şakayla yeni Stress Protect deodorantı tanıttı
Havaalanında yaşanabilecek en büyük terslik veya en korkutucu deneyim ne olabilir dersiniz? Uçağınızı kaçırmak mı, bavulunuzu kaybetmek mi yoksa hava koşullarından dolayı günlerce havaalanında kalmak mı?
NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.
Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.
Bir bumads advertorial içeriğidir.
NIVEA, yolcular üzerinde uyguladığı Stres Testi’yle, onlara soğuk terler döktürmüş ve yeni Stress Protect deodorant için eğlenceli bir viral reklam hazırlamış. Videoyu izleyenler, en stresli deneyimlerini #StresTesti etiketiyle Twitter’da paylaşmaya başlamış bile.
Şubat ayında dünya çapında 5 milyondan fazla izlenme ile en çok paylaşılan viral videolardan olan Stres Testi, NIVEA’nın yeni ürünü Stress Protect deodorantı tanıtıyor. Videoda, farklı insanlar havaalanında uçaklarının kalkmasını beklerken, bir anda tehlikeli bir kaçak olarak arandıklarını öğreniyorlar ve ne yapacaklarını şaşırıyorlar.
Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz heyecan, korku, stres gibi duygu değişimlerinin neden olduğu terleme ile yeni NIVEA Stress Protect deodorantın ne kadar iyi başa çıktığını, esprili bir dil ile anlatan videoyu izleyince, soğuk terlere karşı önlem almanın önemini kesinlikle hissedeceksiniz.
Bir bumads advertorial içeriğidir.
1 Mart 2013 Cuma
Geçen haftasonundan
Yine aysonu yoğunluğundan geçen haftasonunu ancak yazabiliyorum.Geçen cumartesi Blog sayesinde tandığım arkadaşım Sevilim bana misafir oldu.Akşam eve gidince hazırlayabildiğince misafirime birşeyler yapmaya çalıştım.Yaprak sardım,Börek,Poğaça tatlı falan birşeyler yapmıştım.
Sevilimi iyi ağırlamak istedim.İnşallahda iyi ağırlayabilmişimdir.Ama ben güzel ve keyifli bir gün geçirdim.Bol bol muhabbet ettik.Ama ne sofrayı nede kendimizin resimini çekmek muhabbet etmekten aklımıza gelmedi.Sevilcim çok güzel bir hediye getirmiş bana çok beğendim.
Pazar günü Efeyi tiyatroya götürdük.Şehir Tiyatrolarından Karagöz Tatlıcı oyununa internetten daha önce bilet almıştık.Efe çok keyif aldı eğlendi.
Daha sonrada Amcasınıa ve sonrasındada Lunaparka gittik.Ogün baya yoruldum.Pazar günleri evde olmayınca dinlenemiyorum.Yarında çalışıyorum bu pazar evde dinlenmek istiyorum bakalım umarım dinlenebilirim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







































